İltihaplı Eklem Romatizmaları
WhatsApp

İltihaplı Eklem Romatizmalar Nelerdir?

İltihaplı eklem romatizmaları genel bir deyimdir ve tek bir hastalık değildir, 200’ye yakın romatizmal hastalıkları bulunmaktadır. Bunlardan en sık görünen iltihaplı romatizmaları;

  • Romatoid Artrit (RA),
  • Spondiloartropatiler (SpA) (Ankilozan Spondilit (AS), Sedef Romatizması (PsA), Reaktif Artrit ve İltihaplı Barsak Hastalığına bağlı artritler gibi),
  • Bağ Doku Hastalıkları (Sistemik Lupus Eritematoz ve Sjögren Sendromu vb).
  • Ayrıca, Behçet Hastalığı, Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) ve Gut gibi hastalıkları da “iltihabi” romatizma hastalıkları içinde tanımlanmaktadır.

İltihaplı Eklem Romatizma Neden Olur?

Bu tip hastalıklarının çoğu otoimmün ve bağışık sistemi kaynaklı hastalıklardır.  Bunlardan iltihabi olanlarının çoğu en temel anlatımla bağışıklık sistemi ve/veya iltihap mekanizmalarının uygunsuz çalışması ile vücudun kendisine yönelik hastalık oluşturması mekanizmaları ile bilinir.    Genetik bir yatkınlıktan kaynaklanan çoğu hastalık bir dış etkenle tetiklenir. Ortaya eklem ağrıları ve daha sonra vücudumuzda kalıcı hasara neden olabilen bulgular gelişebilir.

İltihaplı Romatizmaların Genel Belirtileri Neler olabilir?

  • Eklemlerde Şişme
  • Eklem Ağrısı
  • Eklemlerde hareket kıstlığı
  • Sabah tutukluğu
  • Bel/Kalça veya Sırt ağrıları (Spondiloartropati gibi Omurga iltihabı varsa)
  • Eklemlerde fonksiyon kaybı
  • Deri Döküntüleri veya Göz Kuruluğu (Bağ Doku Hastalıklarında)
  • Ağızda tekrarlayan yaralar/aftlar (Behçet Hastalığı)
  • Tekrarlayan Karın Ağrıları ve Ateş (FMF/Ailesel Akdeniz Ateşi)
  • Ayak baş parmakta iltihaplı romatizma (Gut)

İltihaplı Eklem Romatizma Hastalıklarına Hangi Bölüm Bakar?

Romatizma Hastalıkların hizmetlerini bir Romatolog (Romatoloji uzmanı) sunar.  Romatolog, eklem iltihapları ve diğer romatizmal hastalıkların tanısı ve tıbbi tedavisi konusunda uzman olan doktordur. Daha sınırlı anlamda iç hastalıkları uzmanlığı (5 yıl) sonrası romatoloji eğitimi (3 yıl) almış doktordur; Bir Romatoloğun tedavi etmemden önce romatizma hastalığın teşhisi üzerinde durur. “İltihaplı Eklem Romatizma” genel bir deyimdir ve tüm artrit ve romatizma tiplerini ifade eder. İltihabi sistemik (tüm vücudu ilgilendiren) ve eklemlere özgü romatizmal hastalıklar yanında dejeneratif, metabolik ve Mekanik kas-iskelet sorunları da Romatoloğun uzmanlık alanına girmektedir.  Romatolog, iç hastalıkları uzmanı olması nedeni ile romatizma hastalarında hastalığın kendisine veya tedavilere bağlı olarak sıkça görülebilen iç organ (kalp, böbrek, akciğer, karaciğer, mide-barsaklar vb.) sorunlarının büyük kısmını da çözümleme alt yapısına sahip bulunmaktadır.

İltihaplı Eklem Romatizma Nasıl Teşhis Edilir?

Öncelikle, Romatoloji uzmanı tıbbi geçmişi ve şikayetlerin öyküsünü sorgular ve anamnez alır. Ardından Fizik Muayene üzerinde durur, eklemleri fiziksel olarak incelememenin yanı sıra, tüm vücudu etkileyebilecek sistemik bulgulara dikkat eder. Çoğu zaman, iltihaplı romatizmaya kesin tanı koymak için tek bir test yeterli değildir.  Klinik bulguları doğrulamak için ve tanıyı kesinleştirmek için Romatolog birçok kan testi veya görüntüleme testleri (Röntgen, Ultrason veya MR) isteyebilir.

İltihaplı Romatizma Testleri Nelerdir?  

  • Romatoid Faktör (RF): Yüksek düzeyde (pozitif) romatoid faktör otoimmmün hastalıklarıyla, özellikle ilithaplı romatizma ile bağlantılıdır.
  • Anti-Citrullinated Cyclic Peptide (Anti-CCP) Antikor testi: RF ile beraber pozitif çıkan anti-ccp antikoru romatoid artrit hastalığını doğrular ve prognostik bilgi verir. Bu antikoru taşıyan bireyler genelde romatizma hastası olarak kabul edilir.
  • Anti-Nükleer Antikor (ANA) testi: Bu test, vücüdun otoantikor üretip üretmediğini görmek için yapılır, varlığı bir olası otoimmün hastalığın varlığı ve Bağ Doku Hastalığının düşünülmesini vurgular.
  • Anti-ds DNA Antikoru: Sistemik Lupus Eritematoz’a mahsus bir otoantikorudur.
  • Anti-SSA/SSB Antikorları: Sjögren Sendromu olarak bilinen Bağ Doku Hastalığında görünen otoantikor testidir.
  • HLA-B27 Genetik Testi:
  • Eritosit Sedimantasyon Hızı (Sedim veya ESR olarak da bilinmektedir): Vücüttaki iltihap seviyesinin belirlenmesinde yardımcı olur. Genellikle iltihaplı eklem romatizma hastalıklarında yüksek olur ancak her zaman da yüksek olmayabilir.
  • C-Reaktif Protein testi (CRP): Aynı ESR gibi vücüdun bir yerinde ciddi bir enfeksiyon veya iltihaplı romatizmanın varlığını belirler. Kanda yüksek CRP seviyesi iltihaplı eklem romatizma hastalarında genelde yüksek olur ancak ESR gibi her zaman romatizma olmasına rağmen seviyesi yüksek de olmayabilir. 

İltihaplı Romatizma Tedavisi Var Mı?

Genelde iltihaplı romatizmayı tamamen iyileştiren bir tedavi yoktur, ancak hastalığı uyku moduna (remisyona) sokup, eklem ağrılarını azaltıp hayat kalitesini artıran birçok tedavi vardır. Romatizma uzmanın önceliği her zaman vücuttaki iltihaplanmayı azaltmak ve önlemeye yöneliktir.  İltihabı azaltmak hem eklem hem de iç organ kalıcı hasarını önlemeye yardımcı olur. İltihaplı romatizma tedavisinde farklı ilaçlar ve çeşitli yöntemler kullanılır. Bunlardan bazıları;

  • Kortizon ve Kortizon içermeyen anti-enflammatuar (iltihap önleyici) ilaçlar,
  • Hastalığın seyrini değiştiren klasik İltihaplı romatizma ilaçları (DMARD’lar): özellikle Sulfasalazin, Hidroksiklorokin ve Metotreksat içeren ilaçlar,
  • Biyolojik Ajanlar (bDMARD’lar): Bu yeni nesil romatizma ilaçları genelde klasik romatizma ilaçlarına yanı vermeyen insanlarda kullanılmaktadır ve iltiahplanmaları azaltmada çok etkilidir,
  • Tamamlayıcı Tıp Yöntemleri (örneğin Ozon Tedavisi, Lazer Tedavileri)
  • Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve FTR uzmanı gözetiminde yapılan Pilates, Hidroterapi, Aqua/Havuz Tedaviler ve Egzersiz türleri,
  • Özel Beslenme 

İltihaplı Romatizma Tedavisinin Başarılı Olması İçin Ne Gerekmektedir?

Romatizmada tedavinin başarılı olması için erken teşhis çok önemlidir. Erken teşhis için uzun bir tetkik süreci ve hastanın takip edilmesi gerekir. Çünkü belirtiler, şikayetlerin azaldığı dönemde veya arttığı dönemde değişir. Tedavi şekli kişiden kişiye değişir ve her hastaya farklı tedavi uygulanmalıdır. Kronikleşmiş hastalıklar sonucu uzun süren tedavi uygulaması gerekebilir. Doktor kontrolünde yapılan ilaç tedavisi ve fizik tedavi sonucu hastalık tamamen yok edilemez ama ilerlemesi durdurulur ve ağrı kesilerek hastanın yaşamı daha kolay hale getirilir.
İlaç tedavisinde hastanın ağrısını kesecek, hastalığın durdurulmasını sağlayacak ya da şiş ve ağrıyı kesecek ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar romatizma sonucu oluşan iltihabı etkilerler. Ayrıca hastada görülen diğer bulguları ortadan kaldırmak için kas gevşetici, vitamin takviyesi, tansiyon düşürücü ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar alınırken bol suyla birlikte alınmalıdır. Ayrıca yan etkisi olup olmadığına (bazı ilaçlar gebeliği önleyebilir) dikkat edilmelidir.  Romatizma tedavi yöntemleri içersinde ilaç tedavisi, eklem içi enjeksiyonları, fizik tedavi ve ameliyat da vardır. Romatoloji uzmanın görevi and hizmetinin en önemli hususu hangi tedavi yöntemin, ne zaman, hangi yolla ve ne kadar süreyle uygulanmasını yönetmektir.  Dolayısıyla, tedavi seçenekleri bir Romatoloğun doğrultusunda gerçekleşmesinde fayda vardır. 

İltihaplı Romatizma Çeşitleri Nelerdir?

Ensık görünen iltihaplı romatizmalar;

  • Romatoid Artrit (RA),
  • Spondiloartropatiler (SpA) (Ankilozan Spondilit (AS), Sedef Romatizması (PsA), Reaktif Artrit ve İltihaplı Barsak Hastalığına bağlı artritler gibi),
  • Bağ Doku Hastalıkları (Sistemik Lupus Eritematoz ve Sjögren Sendromu vb).
  • Ayrıca, Behçet Hastalığı, Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) ve Gut gibi hastalıkları da “iltihabi” romatizma hastalıkları içinde tanımlanmaktadır.

 

Romatoid Artrit (RA) hastalığı nedir?

 Seropozitif Romatoid Artrit:  En yaygın iltihaplı romatizma türüdür. Diğer romatizma çeşitlerinden daha şiddetli ve ciddi belirtileri olabilir.  Genel belirtilerinde; küçük eklemlerinde (el parmak veya bileklerde) şişme ve ağrı, sabahları eklemlerde 30 dakikadan uzun süre tutukluk ve hareket ile daha sonra azalan tutukluk hissi, genel halsizlik ve yorgunluk.  Kontrol altında olmayan hastalarda el ve/veya el bilek eklemlerinde şişme, kızarıklık ve sıcaklık hisleri de eşlik edebilir. 

Spondiloartropati (SpA) grubu hastalıkları nelerdir?

Spondiloartrit veya Spondiloartropati (SpA) bir grup romatizmal hastalığın tümüne verilen bir isimdir. Bu grup hastalıkları toplumda yaklaşık yüz hastanın birinde görülmektedir. SpA grubu hastalıkların belirtileri çok çeşitlidir ama genelde sakroiliak dediğimiz eklemlerde (kuyruk sokumu ve leğen kemiği arasındaki eklemde) başlamaktadır. Sakroiliak eklemlerin yanısıra, omurga eklemleri, periferik eklemleri (diz, kalça, omuz ve ayak bilek gibi), tendon ve ligamanların kemiklere bağlandığı noktalar (özellikle ayak topuk ve taban ağrıları) ile tutulmaktadır. Bu SpA grubu hastalarında deride Sedef hastalığı, gözlerde Üveit diye bilinen göz iltihabı ve inflamatuvar barsak hastalığı görülmektedir. SpA grubuntaki belli başlı hastalıklar Ankilozan Spondilit (AS), Sedef Romatizması/ Psoriatik Artrit (PsA), Reaktif Artrit ve İltihaplı Barsak Hastalığına bağlı artrit/ Enteropatik Artrit olarak bilinmektedir.   

Sistemik Lupus Eritematozus nedir?

Sistemik lupus eritematozus (aynı zamanda SLE ya da sadece lupus olarak da anılır), farklı sağlık sorunlarına yol açan bir hastalıktır. Cilt döküntüleri, artrit, anemi, sara krizleri ya da psikiyatrik hastalıklara neden olabilir ve sıklıkla böbrek, akciğer ve kalp gibi iç organları etkiler. Bir zamanlar yüksek oranda ölüm görülen bir hastalıkken, günümüzde kronik (uzun süren) bir hastalık durumuna gelmiştir. 1954 yılında 4 yıl süren hastalıktan sonra sağkalım oranı %50 iken, günümüzde bu oran %97’nin üzerine çıkmıştır.

Nedeni

SLE normalde vücudu infeksiyonlara ve kansere karşı korumakla görevli olan bağışıklık sisteminin anormal çalışmasından kaynaklanan bir kronik (uzun süre devam eden) inflamatuvar (iltihabi) bir hastalıktır. SLE’de bağışıklık sistemi aşırı çalışmaktadır ve çok miktarda anormal antikor üretmektedir. Bu anormal antikorlar da hastanın kandi dokularına saldırmaktadır. Lupusun nedeni tam olarak bilinmemektedir, fakat kalıtsal nedenler, çevre ve hormonal değişikliklerin rolü olabileceği düşünülmektedir.

Sağlık üzerindeki etkisi

  • SLE’nin görülme sıklığı 100.000 kişide 40-50 arasındadır.
  • Bazı etnik gruplarda, örneğin zencilerde, daha sık görülmektedir.
  • Lupus hastalarının %80’den fazlası kadındır.

Tanı

  • Semptomlarının çok çeşitli olması nedeniyle, tanı genellikle zordur ve hekimin çok dikkatli olması gereklidir. SLE’nin tipik özellikleri şunlardır:
  • Yanakların üzerinde kelebek şeklinde cilt lekesi
  • Güneş gören cilt bölgelerinde beliren bir cilt lekesi
  • Ağız ve burunda yaralar
  • Bir ya da daha fazla eklemi tutan artrit
  • Böbrek iltihabı
  • Sara krizi gibi sinir sistemi bozuklukları, ruh hastalıkları ve inme
  • Ateş, kilo kaybı, saç dökülmesi, el ve ayak parmaklarında dolaşım yetersizliği, derin nefes alınca göğüs ağrısı (plörezi = akciğeri saran zarın iltihaplanması) ve karın ağrısı sık görülen belirtilerdir.
  • Laboratuvar testleri SLE tanısında çok önemlidir. Özellikle, antinükleer antikor (ANA) testi SLE’de daima pozitiftir.
  • Hastalık kendini yavaş yavaş gösterebilir, bu nedenle kesin tanı genellikle gecikir.

Tedavi

SLE’nin tedavisi var olan klinik problemlere ve hastalığın o anda aktif olup olmadığına bağlıdır. Daha erken ve daha doğru tanı konması, SLE’deki bağışıklık anormalliklerinin daha iyi anlaşılması ve tedavi araştırmaları hep birlikte, SLE’li hastaların tedavisinin geliştirilmesine katkıda bulunacaktır.

SLE’li hastanın izlenmesinde düzenli tıbbi değerlendirme önemlidir. İlaç tedavisi her hasta için özel problemlerine ve hastalığın şiddetine göre ayarlanmalıdır. Hafif iltihap varsa, steroid olmayan antiinflamatuvar ilaçların yararı olur. SLE tedavisindeki tek ve en önemli ilaç olan kortikosteroidler, dikkatle kullanılmalıdır. Steroidler kullanılırken kemiklerin korunması önemlidir. Hidroksiklorokin gibi antimalaryaller (sıtma ilaçları) hastalığın aktivitesini azaltır ve cilt ve eklem belirtilerine de faydası dokunur. Daha şiddetli SLE olgularında azatioprin ve siklosporin gibi bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanılması gerekir. Hastalık sık olarak sessiz kaldığı ve aktivite göstermediği ya da çok az gösterdiği dönemlere girer (remisyon), bu dönemlerde ilaçlar azaltılabilir ve bazen da tedaviye ara verilebilir.

Sjögren sendromu nedir?

Sjögren sendromu kuru göz ve kuru ağız bulguları ile karakterize kronik yani uzun süreli bir hastalıktır.

Adını, ilk tanımlayan İsveç’li göz doktoru Henrik Sjögren’den almıştır.

Sıklıkla romatoid artrit, lupus eritematozus, skleroderma ve polimiyozit gibi romatizmal hastalıklarla birlikte bulunur.

Ancak hastaların yaklaşık yarısında tek başına görülür.

Sjögren sendromu nasıl gelişir?

Nedeni tam bilinmemektedir. Genetik ya da viral enfeksiyonların bilinmeyen mekanizmalarla Sjögren sendromuna neden olabildiğine dair bulgular vardır. Bu hastalığın esas olarak bağışıklık (immün) sistemindeki bozukluktan kaynaklandığı düşünülmektedir. Bağışıklık sistemi, hastalıklara karşı vücudun korunma mekanizmasıdır. Sjögren sendromunda bağışıklık siteminin normal kontrol mekanizmasında bir bozukluk vardır, bunun sonucu olarak aşırı miktarda beyaz kan hücreleri yapılır. Lenfosit adı verilen bu hücreler gözyaşı ve tükrük bezlerine giderek bu dokularda harabiyet yapar. Bu nedenle de hem tükrük bezlerinde hem de göz yaşı bezlerinde salgıda azalma yani kuruluk meydana gelir. Aynı zamanda bu hücreler “otoantikor” adı verilen protein yapısında maddeler salgılar ve bunlar kanda tespit edilebilir. Bu otoantikorlar bağışıklık sisteminin düzgün çalışmadığının bir göstergesidir ve tükrük ile gözyaşı bezlerinde harabiyet yapma potansiyeline sahiptir. Sjögren sendromunda eklem, akciğer, böbrek, sinir, tiroid, karaciğer ve beyin gibi diğer organlarda da tutulum görülebilir.

Sjögren sendromu kimlerde görülür?

Sjögren sendromu herhangi bir yaşta görülebilirse de en fazla 45 yaşının üzerindeki        kadınlarda ortaya çıkmaktadır. 20 yaş altında çok nadirdir.

Sjögren sendromunda bulgular nelerdir?

  • Genellikle yavaş başlar. Hasta gözlerinde ve ağzında şiddetli kuruluk hisseder. Çoğunda kuru bir öksürük ve boğazda gıcık hissi de vardır. Tükrük bezlerinde şişlik, tat alma ve koklama duyusunda bozulma izlenebilir. Gözlerde kuruluğa bağlı kızarıklık, yanma, kaşıntı ve ışığa aşırı hassasiyet gelişir. Uygun tedavi edilmezse “kornea” adı verilen gözün en dışındaki saydam zarda ülserler, nadiren de körlük gelişebilir. Sjögren sendromu bulunan hastalarda burun, cilt ve kadın genital organlarında da kuruluk izlenebilir.
  • Ağız kuruluğu nedeniyle çiğneme, yutma ve konuşmada güçlük hissedilebilir. Bu nedenle hastalar bol miktarda sıvı almalıdırlar.
  • Hastalarda diş çürükleri de sık görülür. Çünkü tükrük, bakterilere karşı savaşan ve çürüklerin oluşmasını engelleyen bir sıvıdır. Sjögren sendromunda tükrük salınımı bozulduğu için çürüklerin oluşumu kolaylaşmıştır.
  • Bazen hastalarda “lenfoma” adı verilen bir çeşit lenf bezi kanseri gelişebilir. Nadir olsa da hastaların muayenesinde ve takibinde akılda tutulmalıdır.

Sjögren sendromu tanısı nasıl konur?

  • Ağızda ve gözlerde kuruluk hisseden hastalarda bu tanıdan şüphelenilmelidir. Muayene sırasında kızarmış-kaşıntılı gözler, tükrük bezlerinde şişlik, kuru bir dil, boyundaki lenf bezlerinde genişleme gibi bulgular tespit edilebilir. Kan tetkiklerinde de otoantikorların varlığı tanıyı destekler.
  • Gözde kuruluk “Schirmer testi” ile tespit edilir. Korneanın bir göz doktoru tarafından incelenmesi de kuruluk hakkında bilgi verecektir.
  • Tükrük bezlerin düzgün çalışıp çalışmadığını kontrol etmek için “sialogram” yapılabilir. Bu test tükrük bezi içine boya enjekte edildikten sonra özel filmlerin çekilmesi ile yapılır. Sjögrensendromunun kesin tanısı için dudak biopsisi, yani dudak içindeki küçük tükrük bezlerinden ufak bir parça alınıp mikroskop altında lenfositlerin varlığı açısından değerlendirilmesi gereklidir.
  • Akciğer ve böbrek fonksiyonlarının gerek direkt grafilerle gerekse de laboratuvar testleri ile takibi yardımcı olabilir.

Sjögren sendromu nasıl tedavi edilir?

  • Bu hastalığın kesin tanısı olmasa da bulgulara yönelik özel tedavilerle hastaların yakınmaları giderilebilir ve yaşam kaliteleri düzeltilebilir. Her hastada aynı bulgular olmadığından tedavi programı hekim tarafından hastanın ihtiyaçlarına göre bireysel olarak planlanmalıdır. Düzenli hekim ve diş kontrolü şarttır.
  • Gözlerdeki kuruluk için yapay göz yaşı ve göz damlaları kullanılabilir.
  • Ağızdaki kuruluk için en etkili rahatlama yollarından biri bol sıvı alımıdır. Yine özel sakızlar (çürümeye engel olmak için şekersiz olmaları koşulu ile), diş macunları, düzenli diş fırçalama hastalara yardımcı olacaktır.
  • Ciltte kuruluk varsa hassas ciltler için önerilen nemlendiriciler kullanılabilir. Evde ve işyerinde buhar havayı nemlendiren buhar makinalarının kullanılması önerilebilir.
  • Hastalarda şişlik, katılık, kas ağrıları ve eklem inflamasyonunun engellenmesi amacıyla steroid-olmayan antiromatizmal ilaçlar kullanılabilir. Ağır hastalarda kortizon da önerilebilir ancak yan etkilerinin ciddiyeti açısından mutlaka hekim kontrolünde alınması önerilir. Hastalarda eşlik eden başka bir romatizmal hastalık varsa (romatoid artrit, lupus vb. gibi) bunun tedavisi de esasdır.
  • Yürüme, yüzme gibi hafif egzersizler kasların ve eklemlerin elastikiyetinin korunması için faydalıdır. Egzersizlerin eklem hasarını engelleyici etkisi de bulunduğundan mutlaka tedavi programında yer almalıdır. Ayrıca hastalara hastalığı ile bilgiler ve stresini azaltmaya yönelik tavsiyeler de verilmelidir.
  • Sjögren sendromu bulunan kadın hastalarda kanda bulunan belirli bir “antikor” nadiren yenidoğan çocuklarda kalp problemleri ile ilgili olabilir. Bu nedenle hamile olan ya da çocuk sahibi olmak isteyen kadın hastaların mutlaka doktorlarına bunu danışmaları gerekir.
  • Sjögren sendromu genel olarak hayatı tehdit eden bir hastalık değildir. Ancak ağız ve gözdeki kuruluk uzun sürelidir ve hayatın geri kalan kısmı boyunca devam edebilir. Yapay nemlendiricilerin kullanılması ve diş hijyenine dikkat edilmesi ile genellikle ciddi problemlerin engellenmesi mümkün olacaktır.

Behçet hastalığı nedir?

İlk kez 1937 yılında Türk dermatoloji profesörü Dr. Hulusi Behçet tarafından tarif edilen Behçet hastalığı, ağızda ve genital bölgelerde yaralara (aft, ülser) ve gözde inflamasyona (iltihaba) yol açan kronik bir hastalıktır.

Bazı hastalarda artrite, damar iltihabı ve tıkanmalarına sindirim kanalında, beyin ve omurilikte inflamasyona da neden olmaktadır.

Behçet hastalığı her hastada farklı bir tablo çizer. Bazı hastalarda hastalık hafif seyreder ve sadece ağızda ve genital bölgede ülserler bulunur.

Bazılarında ise daha şiddetlidir ve menenjite neden olabilir (beyni saran zarların iltihaplanması). Şiddetli bulgular genellikle ilk belirtiler başladıktan aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkarlar. Bulgular uzun bir süre devam edebileceği gibi, bir kaç haftada da geçebilir. Tipik olarak, bulgular görülür, kaybolur ve tekrar ortaya çıkarlar (alevlenme dönemleri).

Nedeni

Behçet hastalığının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bulguların çoğunun nedeni kan damarlarının iltihaplanmasıdır. Kan damarlarındaki bu iltihaplanmaya bağışıklık sisteminin neden olduğu düşünülmektedir, fakat bu reaksiyonu neyin başlattığı bilinmemektedir.

Behçet hastalığı bulaşıcı değildir. Gelişmesinde bağışıklık sistemi bozukluğunun yanısıra, kalıtsal nedenlerin de etkili olabileceği sanılmaktadır. Çevresel faktörlerin de (virüs ya da bakteri gibi) duyarlı kişilerde hastalığı başlatabileceği sanılmaktadır.

Behçet hastalığı “ipek yolu” üzerindeki ülkelerde sıktır (Akdeniz bölgesi, Türkiye, İran, Asya ülkeleri, Uzak Doğu, Japonya). 20’li ve 30’lu yaşlarda başlama eğilimi göstermekle birlikte, her yaşta görülebilir. Tanıda belli bir yöntemle deriye iğne batırılması ile uygulanan “paterji testinden” yararlanılabilir fakat bu test hastaların ancak %40’ında pozitif bulunur.

Tedavi

Behçet hastalığı için tam “şifa” sağlayacak bir tedavi bulunmamakla birlikte, uygun ilaçlar ile çoğunlukla bulguları kontrol altına alabilmek mümkündür. Tedavide amaç, yakınmaları azaltmak ve sakatlık ya da körlük gibi komplikasyonları (hastalığın neden olabileceği istenmeyen durumlar) önlemektir. Hangi ilacın seçileceği ve tedavinin ne kadar süreceği hastanın durumuna bağlıdır. Bazı bulguların giderilmesi için bir kaç tedavinin bir arada kullanılması gerekebilir.

  • Topikal (yerel, bölgesel) tedavi: Ağrı ve rahatsızlığı ortadan kaldırmak için ülserlerin üzerine inflamasyonu azaltmak için kortikosteroid ya da acıyı azaltması için ağrı kesici merhem sürülebilir. Ağız ülserleri için gargara yazılabilir. 
  • Ağızdan alınan ilaçlar: Hastanın bulgularının şiddetine göre prednizolon gibi kortikosteroidler, azatioprin, klorambusil, siklosporin, kolşisin gibi immunosupresif (bağışıklık sistemini baskılayan) ilaçlar yazılabilir. Eğer bu ilaçlar bulgular üzerinde etkili olamazsa, siklofosfamid ya da metotreksat gibi diğer ilaçlar verilebilir.

Tedavi etkili olsa dahi alevlenmeler görülebilir.

Ailevi Akdeniz Ateşi – AAA (FMF) nedir?

Türkiye, Kuzey Afrika ülkeleri, Ermeniler, Araplar ve Yahudilerde görülen kalıtsal özelliği ön planda olan bir hastalıktır. Tıp literatüründe Familial Mediterranean Fever (FMF) adı ile bilinmektedir. Hastalığın ana karakteri, tekrarlayan akut (birden başlayan), kısa süreli, ağrılı peritonit (karın zarı iltihabı), plörit (akciğer zarı iltihabı) ya da artrit (eklem iltihabı) atakları olmasıdır; buna deride kızarıklık da eklenebilir. Hastaların bir bölümünde böbrek etkilenebilir ve bu durum amiloidoz olarak adlandırılır. Nadir olarak amiloidoz dışında da böbrek tutulumları ve damar iltihabı görülebilir. Böbrek tutulumu böbrek yetersizliğine neden olabilir.

Nedeni

Son zamanlarda bu hastalıkta “Pyrin” adı verilen bir gende mutasyon (değişme) olduğu saptanmış olmakla birlikte, tam olarak neden geliştiği bilinmemektedir.

Tanı

Atak geçiren hastalarda tanı, klinik bulgulara, aile öyküsüne, muayene bulgularına ve laboratuvar testlerine dayanarak konur. Hastalarda genetik inceleme yapılmasının yararı sınırlıdır, çünkü bu güne kadar tanımlananan mutasyonlar AAA hastalarının ancak %80’inde bulunmuştur. Bununla birlikte, tipik olmayan olgularda genetik analizin yararı olabilir.

Tedavi

Günde 1-2 mg devamlı kolşisin tedavisinin, hastaların önemli bir bölümünde atakları ve amiloidoz gelişimini önlediği saptanmıştır. Bununla birlikte, tedaviye uyum göstermeyen veya kolşisine başlamada geç kalmış hastalarda amiloidoz hala ciddi bir problemdir. Kolşisinin atakları nasıl önlediği ya da amiloidoz gelişimini nasıl engellediği bilinmemektedir. Kolşisin tedavisi uygulanan bazı hastalarda atakların sıklığı değişmezken, amiloidoz gelişimi durmaktadır. Bu nedenle kolşisin tedavisi ömür boyu sürmelidir. Kolşisin tedavisinin AAA hastaları için güvenli ve uygun ve yaşamsal önemde bir tedavi olduğu bilinmektedir. Olgu gebe kalsa da kullanılması önerilir. Kolşisinin bebek üzerinde zararlı bir etkisi gösterilmemiş olmakla birlikte, hamile AAA hastalarına amniyosentez yapılması (bebeğin içinde bulunduğu su kesesinden örnek alınması) ve fetüsün genetik incelemesinin yapılması önerilmektedir.

Gut nasıl bir hastalıktır bir romatizma hastalığı mıdır?

“Kralların hastalığı ve hastalıkların kralı” olarak bilinen gut hastalığının, en azından Hipokrat zamanından beri bir çok araştırmaya konu olduğu ve sayısız kişiyi etkilediği bilinmektedir. Gut bazı eklemlerde ağrı, duyarlılık, kızarıklık, şişlik ve ısı artışı ile ani olarak gelişen, şiddetli ataklarla seyreden bir hastalıktır. Genellikle her seferinde bir eklemi etkiler ve bu eklem çoğunlukla ayak başparmak eklemi olmaktadır. Diz, dirsek ve el bileği gibi diğer eklemler de etkilenebilir.

Ataklar çok hızlı olarak gelişir ve ilk atak genellikle gece olur. Tüm romatizma türleri içinde en ağrılı olanıdır.

Ataklar şu nedenlerle gelişebilir:

  • Çok fazla alkol alımı
  • Çok sıkı diyet ve açlık
  • Bazı yiyeceklerin fazla yenmesi
  • Operasyon geçirme (diş çekimi gibi basit bir girişim bile neden olabilir)
  • Ani, şiddetli bir hastalık geçirme
  • Aşırı yorgunluk ve herhangi bir nedenle aşırı derecede endişelenme
  • Eklem travması, yaralanma
  • Kemoterapi uygulanması
  • Diüretik ilaçların alınması
  • (Diüretikler tansiyon yüksekliğinde kullanılan, vücuttan sıvı atılımını sağlayan ilaçlardır)

Unutmayınız!

Bir gut hastasıysanız ve küçük bir yaralanma, travmadan sonra ekleminizde çok ağrı olursa ve iyileşmesi umulandan uzun sürerse, bunun bir gut atağı olabileceğini düşünün.

Vücut sisteminizi rahatsız eden herhangi bir olay gut atağını başlatabilir. Akut atağın erken bulguları açısından tetikte olunuz; çünkü tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar yararlı olur.

Gut hastalığının nedeni nedir?

  • Gut vücudumuzdaki ürik asit fazlalığından oluşur. Ürik asit sağlıklı kişilerin kanında da çeşitli kimyasal işlemler sonucunda bir yıkım ürünü olarak bulunur.
  • Ancak ürik asidin fazlalılığı ya ürik asidin yapım fazlalığından, ya böbreklerden atımının az olmasından ya da vücutta ürik asit haline dönüşen pürinlerin bazı yiyeceklerle fazla miktarda alınmasından kaynaklanır. Kırmızı et, deniz ürünleri ve bakliyat pürin açısından zengindir.
  • Alkollü içecekler de ürik asit seviyesini belirgin olarak artırır. Gut hastalığının fazla yeme ve içme nedeniyle ortaya çıktığı görüşü doğru değildir. Bazı yiyeceklerin fazla yenmesi ya da çok kilo alınması gut hastalarında atakları daha çok ortaya çıkarabilir.
  • Vücutta ürik asidin geçirdiği kimyasal işlemlere ait sorun ailelerde kalıtsal olarak geçebilir ya da başka bir hastalığın komplikasyonu olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun, kişiye anne-babasından ya da büyükanne-dedelerinden geçiş yapar. Ancak çevresel faktörler de rol oynayabilir. Ayrıca ailenin her bireyinde gut atakları görülmez.
  • Zamanla, kanda ürik asit fazlalığı eklemler etrafında birikimlere yol açar. Sonuçta, ürik asit eklemler içinde dikiş iğnesine benzer kristaller oluşturur ki bu durum gut ataklarına neden olur. Bu kristaller sadece eklem içinde oluşmaz. Ürik asit aynı zamanda cilt altında, kulak memesinde tofüs olarak ve idrar yollarında böbrek taşları olarak karşımıza çıkabilir. Tofüs küçük, beyaz bir sivilceye benzer.

Uzun dönemdeki riskler nelerdir?

İlk gut atakları eklemlerde kalıcı hasara yol açmaz ve eklemleriniz tamamen normal olarak kalır. Ancak bir eklem sürekli bir şekilde gut ataklarına maruz kalırsa ki – bu durum artık yapılan tedaviler sonucunda çok nadirdir – o zaman ürik asit kristalleri ekleme zarar verir ve kronik artrit gelişebilir. Hafif olgularda ataklar çok nadirdir ve ataklar arasına yıllarla ölçülen süreler girer ve kalıcı bir hasar gelişmez.

Gut hastalığı şişmanlık, hipertansiyon, hiperlipidemi ve diabet hastalığı ile yakından ilişkilidir. Gut tedavi edilmezse, böbrek taşları oluşabilir.

Gut hastalığının tanısı nasıl konur?

  • Çeşitli romatizmal hastalıklar gut atağını taklit edebildikleri için ve tedavi de gut hastalığına özgü olduğu için doğru tanı çok önemlidir. Fizik muayene ve tıbbi öykü tanı için çok yararlıdır.
  • Doktorunuz aşağıdaki araştırmaların yapımasını isteyebilir:
  • Kan testi. Kandaki ürik asit miktarı ölçülür. Ancak bu sonuç yanıltıcı olabilir. Çünkü gut hastalarında ürik asit miktarı normal, hatta düşük düzeylerde olabilir. Aynı zamanda sağlıklı kişilerde, özellikle de şişmanlarda yüksek düzeyler saptanabilir.
  • Eklem sıvısının incelenmesi. Eklem içindeki sinovyal sıvı doktorunuz tarafından bir enjektör yardımıyla çekilebilir ve mikroskop altında ürat kristallerinin olup olmadığı araştırılabilir. Eğer bu kristaller saptanırsa, gut tanısı doğrulanır. Bu test özellikle gut hastalığı tipik olmayan şekilde başlarsa çok yararlıdır. Örneğin, gut hastalığı romatoid artrit gibi başka bir romatizmal hastalığı bazen taklit edebilir.
  • Eklemlerin direkt grafisinin (röntgen) çekilmesi. Doktorunuz isterse ekleminizin grafisi çekilebilir ancak genellikle sonuç normaldir ve tanıda yardımcı olmaz.

Unutmayınız!

Tekrarlayan gut atakları ekleminize hasar verebilir ve kalıcı artrite neden olabilir. Modern tedavi yöntemleri artrit gelişimini engelleyebilir.

Gut hastalığı nasıl tedavi edilir?

Akut gut atakları antienflamatuvar analjezik ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar ağrıyı azaltır ve enflamasyonu geriletir. Bu ilaçların gut hastalığında kısa süreli kullanılmaları yeterli olduğundan genellikle önemli yan etkilere neden olmazlar ve iyi tolere edilirler. Ancak bazen hazımsızlık, mide ağrısı, bulantı, döküntü, baş ağrısı gelişebilir. Astım hastaları da bu ilaçları kullanırken dikkatli olmalıdır. Daha önce ülser geçiren kişiler mutlaka doktorlarını bu konuda uyarmalıdır; böylece doktorunuz zararlı olmayacak tedavi seçeneklerine yönelebilir. Aspirin ve aspirin kapsayan ilaçlardan akut ataklar sırasında mutlaka kaçınılmalıdır.

Akut atağın tedavisinde kullanılan bir diğer ilaç kolşisindir. Kolşisin çok etkin olmakla beraber sıklıkla bulantı, kusma ve ishal gelişimine neden olabilir. Bu ilacın damar yoluyla kullanımı bu yan etkilerin görülümünü azaltır. Doktorunuz eğer kolşisin vermeyi uygun görürse, ağrınız geçinceye kadar ya da ishal gibi yan etkiler gelişinceye kadar 2 saatte bir ilacınızı almayı önerecektir.

İlaçlarınızı atağın hemen başlangıcında almanız daha etkili olacaktır. Bu nedenle doktorunuzun önereceği ilaçları evde bulundurmanız ve atak geliştiğinde doktorunuzu görünceye kadar bunları almanız yararlı olacaktır.

Doktorunuzun önerilerine dikkatli ve tam olarak uymakla gut atağı çok hızlı ve başarılı olarak kontrol altına alınabilir. Ayak başparmağı gibi ağrılı bir eklemin korunması gereklidir. Kafes gibi bir yapının ayak üzerine yerleştirilmesi ve böylece eklemin battaniye, yorgan gibi ağırlıklardan korunması yararlı olacaktır.

Akut atak için önerilen ilaçların kan ürik asit düzeyleri üzerine etkisi yoktur. Diğer bir deyişle, bu ilaçlar yeni ataklar geçirmenizi ya da eklemlerde ürik asit birikimini engellemez. Bu nedenle eğer ataklarınız sıklaşırsa, tofüs/ böbrek taşı gelişirse ya da kan testlerinde ürik asit düzeyleri yüksek olarak saptanırsa, doktorunuz kan ürik asit düzeylerini düşürecek ilaçlar önerebilir. Bu yönde bir karar alınması, atağınız olsun veya olmasın her gün ilaç almanızı gerektirir. Bu amaçla önleyici tedavi olarak kullanılan çeşitli ilaçlar vardır. Örnek olarak vücutta ürik asit oluşumunu bloke eden allopürinol ve böbreklerden ürik asit atılımını sağlıyan probenesid verilebilir. İdrarınızdaki ürik asit miktarına bağlı olarak, bu iki tip ilaç arasından seçim yapılır. Doğru tedaviyle, gut hastalığı hemen hemen tüm olgularda çok iyi kontrol altına alınabilir.

Unutmayınız!

Önleyici tedavi yaşam boyu sürer.

Bol sıvı almalısınız.

Önleyici tedaviler yapılırken atak gelişirse, atak tedavisini ayrıca yapınız.

Diyet

Diyetin eskiden çok daha önemli olduğuna inanılıyordu; ancak etkili tedavilerin bulunmasından sonra birçok gut hastası istediklerini yemeye ve içmeye başlamışlardır. Bazı yiyeceklerde hücre konsantrasyonu fazla olduğundan ve ürik asit de hücre yıkımı ile oluştuğundan karaciğer, böbrek gibi sakatatların tüketilmemesi uygun olur. Protein kapsayan yiyecekler (özellikle et) aşırıya kaçmadan yenmelidir; bu yiyeceklerin belli miktarlarda tüketilmesi zaten sadece gut hastaları için değil, herkes için yararlıdır. Eğer kilo fazlalığınız varsa, kilo vermeniz sadece kandaki ürat seviyesinin düşürülmesinde değil kalbiniz için de yararlı olacaktır. Ancak çok sıkı diyet ve açlık da atakları tetikleyebilir.

Alkol

Aşırı miktarda alkollü içecek alınması gut hastalığının nedeni değildir; ancak bir atağı tetikleyebilir. Hangi içeceklerin içilmesi, hangilerinin içilmemesi gerektiği üzerine çeşitli söylentiler vardır; bunları ciddiye almayınız. Ancak bazen hastalar belli tipte bir alkollü içeceğin ataklarını başlattığını belirtirler. Bu durumda, hastanın o tipte içeceği içmemesi önerilir.

GUT HAKKINDA BAZI SORULAR ve YANITLARI

Kadınlar gut hastalığına yakalanır mı?

Gut hastalığı açısından çoğunlukla 40 yaş üstündeki erkekler risk altındadır; ancak her yaşta etkilenim söz konusu olabilir. Çok nadiren menapoz sonrasındaki yaşlı kadınlarda gut hastalığı gelişebilir. Özellikle de tansiyon yüksekliği ya da kalp hastalığı tedavisinde önerilebilen diüretik ilaçları kullanan kadınlarda görülebilir. Bu ilaçlar ürik asidin vücutta depolanmasına neden olur. Genç kadınlarda gut hastalığı gelişimi çok nadirdir ve bu durumda özel incelemeler gerektirir.

Gut ciddi eklem hastalığına neden olur mu?

Sadece tedavinin yapılmaması durumunda olabilir. Başlangıçta ataklar akuttur, eklem normal durumuna döner. Ancak ürik asidin depolanması deformite ve özürlülük durumuna neden olabilir. İyi olan tarafı, bu durumun uygun tedaviyle önlenebilir olmasıdır.

Ürik asit eklemlerden başka yerlerde depolanır mı?

Diğer bölgelerde cilt altında, örneğin kulak üzerinde ve ellerde depolanabilir. Ayrıca iç organlarımızda özellikle böbreklerde depolanabilir. Bu nedenle gutlu bir hastayı değerlendirirken böbrek testlerine bakılması gerekmektedir. Bunun için idrar örneği 

Ürik asit düzeyini düşüren ilaçların uzun süreli alınması zararlı olabilir mi?

Bu ilaçlar oldukça güvenilirdir. Bazen ciltte döküntü ya da mide yanması nedeniyle bu ilaçların kesilmesi gerekebilir. Ancak bunun dışında hiçbir yan etki olmaksızın sürekli alınabilir.

Eklem hastalığına neden olabilen ürik asidden başka kristal tipleri var mıdır?

Özel tipte bir kalsiyum kristali de eklemler içinde ürik asit gibi depolanabilir. Guta benzer akut ataklar gelişebilir; ancak bu durumda ayak başparmağından ziyade diz eklemi etkilenir.

Gut sıklığı ülkeden ülkeye değişir mi?

Yüksek ürik asit düzeyine sahip bazı ırklar (örneğin Pasifik ülkeleri) bulunmaktadır; bu kişiler doğal olarak gut hastalığına daha fazla yatkındır. Gut hastalığına yakalanma oranları aynı ülkede bile değişik zamanlarda farklı olabilir. Örneğin İkinci Dünya Savaşı nedeniyle açlığın kol gezdiği ve yaşam koşullarının çok zor olduğu dönemlerde Avrupa ülkelerinde görülümü çok azalmıştır.